Google+ Dalgın Sular

6 Aralık 2014 Cumartesi

Dalgın Sular 4. Sayı: "Geçmişin İhyası"

İçindekiler


Murat Duruoğlu, “Sahte Peygamber” öyküsünü çizdi.
Küçük İskender, çizgi-roman kültürü ile insanın, sanatçının yazma ve çizme arzusuna dair yazdı.
Ferhat Asniya ve Deniz Cansever, Dalgın Sular anlatısı ile ilişkili “Fikret’n roots” adlı seri hikâyenin 1. bölümünü yazdılar.
Zeynep Sayın, “tarihi yassılaştırma” saplantısını tersinleyen ve zamanın dokusunu varolana açan sanat imgelerini anlattı.

Dalgın Sular dergisi
Dalgın Sular dergisi

Oktay Şılar, “Dark City” bilimkurgu filmini ve karakterlerini psikanaliz ve Platoncu iktidar anlatısı çerçevesinde yorumladı.
Mira Said, Arap Edebiyatı’nda masalın oluşumunu, gelişimini ve değişimini anlattı.
Şiirler bölümünde Emrah Varışlı, Mısra Gökyıldız, Sedat Şanver Öge ve İskender Savaşır yer aldı.
Bülent Somay’ın Dalgın Sular ofisinde verdiği “Ütopya” seminerlerini, 
Ahmet Usta eklemeler yaparak ders notları formatında iki bölüm olarak düzenledi.
Düş-erken” ile çizgi-romanın tersini de yaptık. Necla Köse’nin resim çalışmaları için, Cansu Uzun, yolculuk ve orman metaforlarından hareket eden bir metin üretti. Böylece metni resimlemek yerine, resmi metinlemiş olduk.
Dalgın Sular dergisi içindekiler

11 Şubat 2014 Salı

"Çağrılmayan Yusuf" / Dalgın Sular - Raziye Kubat



Raziye Kubat, “Çağrılmayan Yusuf başlıklı sergisiyle 18 Şubat - 28 Mart 2014 tarihlerinde Hayaka Artı’da izleyicisiyle buluşuyor. Sanatçının “Çağrılmayan Yusuf” sergisi, kitabının yanı sıra, görsellerden, video çalışmalarından ve aynı zamanda da Dalgın Sular Çizgi Roman dergilerinin eşliğinde, çok kapsamlı arayüz okumalarından oluşuyor. 

Açılış: 18 Şubat 2014 Salı 18:00
Sergi: 23 Şubat - 28 Mart 2014
Ziyaret Saatleri: Çarşamba – Cumartesi, 12:00 - 18.00

Hayaka Artı

Adres: Çukurcuma Caddesi No:19A Tophane - İstanbul

Raziye Kubat -  “Çağrılmayan Yusuf” - Dalgın Sular
Raziye Kubat, “Çağrılmayan Yusuf”

Raziye Kubat’ın Dalgın Sular’la yolunun kesişmesi, 2012 yılı içindeki etkinlikler aracılığıyla oldu. Sanatçı, Adapazarı’nda "Kafkas Sürgünü" başlığı altında, gravür/linol baskı atölyesinde sürgünlerin tornlarıyla çalışmalar yürüttü. Bunun yanı sıra, eş zamanlı olarak "Sürgünlerin İzinde/Nani" isimli bir video yerleştirmeyi, "Kefken Çerkes Sürgünü Anma Etkinliği" kapsamında, Kefken mağarasında, Kafkas halkıyla buluşturdu.

Yusuf’un Hikayesi 

1860’ların başlarında Kafkas sürgünü meydana gelir. Gupse, “zorunlu göç” sonucu yollara düşer. Onu, sürülen Kafkas halklarını taşıyan teknelerin birinde görürüz. Tekne, Kefken – Adapazarı’nda karaya vurur. Binbir zorlukla Gupse Adapazarı’ndan İstanbul’a ulaşır. Gupse çaresizdir ve yanında Hain’den olan oğlu Yusuf vardır. Kendini tükenmiş hisseden Gupse, oğlu Yusuf’u Beyazıt'taki “pazar”da satar. Ve satar satmaz da pişman olur. “Vazgeçtim” diye bağırdığı o trajik an Gupse'nin “bugün”e dirildiği andır. “Çağrılmayan Yusuf” sergisi, satılan çocuk Yusuf’un ve soyunun serüvenidir. 
Çağrılmayan Yusuf - Raziye Kubat
Sanatçı Raziye Kubat, sergisinde, bir yandan kendi öznel deneyimini gerçekleştirirken, bir yandan da sosyal sorumluluğunun getirdiği bilinçle sıra dışı bir çalışma ortaya koymaktadır.

Görsel 
Çağrılmayan Yusuf / Yusuf Who Was Not Called
A4 kağıt üzeri karışık teknik
Mixed media on A4 paper
2013


“Çağrılmayan Yusuf” - Raziye Kubat-Dalgın Sular / Ceres Yayınları


“Çağrılmayan Yusuf” kitabı, satılan çocuk Yusuf’un ve soyunun serüvenidir. Bizler bu serüvene eşlik ederken arka planda da Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına ve yeni Türkiye’nin kurulmasına tanıklık ederiz. 
“Çağrılmayan Yusuf” - Dalgın Sular / Ceres Yayınları
“Çağrılmayan Yusuf” - Dalgın Sular / Ceres Yayınları

Son Söz

"Raziye ve kitabı sayesinde Dalgın Sular'la neyi yapmak istediğimi, ondan ne umduğumu biraz daha iyi anlamış oldum sanki... Hepimizin hayatına içkin olan unutulmaya yüz tutmadan önce bölüneceği, saçılacağı binbir hikâye, imge, anlatı, rivayet, efsane hakkında bir fikir sahibi olmak... Kitabı okuduğumda zamanın kuyusuna bakmış gibi olacağıma, gözlerimin kararacağına aşağı yukarı eminim. "bu, iyi" diyebileceğim, belki diyemeyeceğim; bazen dehşet içinde oradan uzaklaşmaya çalışacağım. Peki, neden?

Anlatıya göre, her şeyin bir yanılsama, bir serap, sonsuz ve beyhude bir akış (samsara) olduğunu idrak eden Prens Siddharta, bir Buda ağacının altına çekilmiş, bu akışı düzenleyen ve ona katlanmayı (ve belki de aşmayı) sağlayan yasa (dharma), üzerine düşünmeye başlamış.

Derler ki, aynı bilinci ulaşan bir başka Buda, gülmeye başlamış ve hâlâ da gülüyormuş. Galiba Dalgın Sular'ın böyle bir kahkahayı besleyen kaynaklardan biri olmasını isterdim. Ama tabii, yine de herkes bildiği gibi kullanacak Dalgın Sular'ı, bizi, anılarımızı, hikâyelerimizi..."

İskender Savaşır
Dalgın Sular - Şubat 2014

10 Aralık 2013 Salı

“Shakespeare” Semineri / Moda Sahnesi





Ekinlik, 10 Aralık Salı gününden itibaren, 8 hafta boyunca her Salı saat 20:00'de gerçekleşecektir. Seminer İskender Savaşır tarafından verilecektir. Tek oturumluk, katılımlara açıktır.

Bilgi ve ön kayıt için: 0 216 330 58 01




Shakespeare Semineri Oturum Akışı

1. Dünyanın Büyüsünün Bozulması: Geleneksel Toplum, Rönesans ve Modernlik. (10 Aralık)
2. Shakespeare’in Çağı ve Hayatı… İngiliz Rönesansı’nın özgüllüğü, devlet ve şehir çekişmesi… Kadınlar saltanatı. (17 Aralık)
3. Silah, para ve bilgi. İktidarın geleneksel dayanakları ve bunların yozlaşmaları… Marlowe’un oyunları. (24 Aralık)
4. Shakespeare’in oyunlarına genel bir bakış… Oyunların sıralaması… Tarihsel oyunlardan, komedi ve trajediler üzerinden masallara. (7 Ocak)
5. Shakespeare’de kötülük sorunu ve doğal düzen. III. Richard’dan Othello’ya… (14 Ocak)
6. Merhamet ve Yasa… Venedik Taciri… (21 Ocak)
7. Hamlet’in melankolisi: Kerem Eksen ile birlikte (28 Ocak)
8. Kapanış Tartışması… (4 Şubat)

Adres: Caferağa Mah. Bahariye Cad. Halil Etham Sk. No: 34 Kadıköy / İstanbul

25 Kasım 2013 Pazartesi

Teoloji Notları: Hayır ve Şer


Gece Kraliçesi ve Hızır’dan Uyurlar'a


Mart 2012 sonunda, hikâyenin yazılması sürecine girildiğinde, ilk akla gelen sorulardan biri “Çizgi roman dediğin şeyin süper kahramanları olur; bizim süper kahramanlarımız kim?” oldu. Ekibin süreç içinde geliştirdiği ilk yanıt; Gece Kraliçesi ile Hızır, hemen ardından ise Yedi Uyurlar’dı.

Fakat Gece Kraliçesi ve Hızır, “süper kahraman” olarak çizgi roman dili içinde fazla güçlü iradeler idi. Kraliçe ve Hızır teolojik anlamda “melek” kavramını işaret eden metafizik güçlerdi ve “yüce”ye işaret ediyorlardı. Onlar, insani şahsiyet görünümü almalarına karşın tümel bir soyutlamanın evrenini temsil ediyorlardı. Bu sebeple daha insani boyutta olan, hatta insan zaaflarına sahip Yedi Uyurlar, Dalgın Sular’ın süper kahramanlarını oluşturdular.

Ahenk İlkeleri

Gece Kraliçesi ve Hızır, zamanın dokusu yırtıldığında ortaya çıkan “ahenk” ilkelerini temsil ediyorlar. Bu iki ulvi figür, zamanda dokusunda yaşanan yırtılmayı tamir etmeye çalışıyorlar. Ece ile Hızır, evrene nizam verme konusunda aynı amacı taşımalarına rağmen, amelleri farklılık gösteriyor. Varlığın düzeni için motive olan bu iki figürün asıl ortak özelliği, tüm insanüstü güçlerine rağmen zamanın dokusundaki yırtığı tek başlarına tamir etmeye muktedir olmamalıdır. Ece ve Hızır’ın ahenk için, insanlara ve belki de birbirlerine ihtiyaçları var. Ece ve Hızır, ahenk için insanlara ihtiyaç duyuyorlar çünkü zaman, insanlara aittir ve zamanın tamir edilmesi ancak insanlar ile olacaktır.

Kraliçe’nin Tavrı

Ece zamanın dokusundaki yırtılmayı, tarafı olduğu karanlıktan hareket ile gecenin hâkimiyetinde kurmaya çalışıyor. Ve bunu yapabilmesi için insanların enerjisine, kalplerindeki ve akıllarındaki karanlığa ve de geçmiş hikâyelerine ihtiyaç duyuyor. Ece, İnsanın kendi geçmişi ile olan karanlık enerjisini bildiği için daha çok ölümden dönenlerin, dirilenlerin yaşamına yöneliyor. (Kraliçe hakkındaki bir başka blog yazısı için tıklayınız.)

Hızır’ın Tavrı

Hızır ise, zamanın akışının insanların kendi eylemleri ile belirlenmesini istiyor. Hızır, hayatın ve zamanın yaşayanlara bırakılmasından yanadır. Hızır, dirilenler olarak yaşama dönenlerin, yaşayanların sırtına bindirdiği "ölüm yükünü hafifletmeye" çalışıyor. Hızır, gündüzün, yaşamın ve insanın yanında yer alıyor. 

Zaman içinde seyahat edebilen bir figür olarak Hızır, zamanın dokusu yırtıldığında geleceği öngörme yetisini yitiriyor. Hayatın bilgisine ve hikmetine sahip olan Hızır, yırtılma karşısında eylem ve hal olarak insanlar gibi "kararsız" kalabiliyor. (Hızır hakkındaki bir başka blog yazısı için tıklayınız.)

Yedi Uyurlar’ın Tavrı

Dalgın Sular'daki doku yırtılması karşısında yaşanan kararsızlık, Yedi Uyurlar’da kendini belirginleştiriyor. Dalgın Sular’ın süper kahramanları olarak Uyurlar, dokunun tamiri için taraf tutma ve eyleme geçmede ikileme düşüyorlar. Yedi Uyurlar, nizamı âlem için ne yapacakları konusunda emin değiller ve aslında kimse değil… (Yedi Uyurlar hakkında bir başka blog yazısı için tıklayınız.)

Hayır ve Şer

Dalgın Sular, gerek anlatım, gerek ise görsellik olarak fantastik edebiyat ve sinemadan, Amerikan “comics” geleneğine kadar uzanan geçiş bir perspektiften besleniyor.

Ama Dalgın Sular’ın bir farkı var. Geleneksel fantastik anlatılar “iyi ile kötünün çatışması” üzerine kurulu iken, Dalgın Sular bu alanın dışına çıkmayı hedefliyor. Dalgın Sular için, iyi ve kötü birbirinden tam olarak ayrılmış hal ve eylemler değildir. Bizim için iyi ve kötü, durduğu yere göre değişebilen, “şimdi” ve “burada” belirlenimi içinde aynı ruhsal-fiziksel enerjilerin farklı şekillerde görünümüdür. Anlatı evrenimiz "iyi ve kötünün ötesinde" düşünme ve eylem biçimlerini, görselleştirmeyi amaçlamaktadır. Dalgın Sular bir oyundur, davettir.

Bu bağlam içinde Dalgın Sular, “Hayır da şer de Allah’tandır” ilkesine sadık bir anlatı evrenidir. Ya da, Her şey O’ndandır.

11 Kasım 2013 Pazartesi

“Dalgın Sular” Çizgi Roman Eğimi Projesi, Metris Cezaevi, 2012


Projenin Adı: “Dalgın Sular” Çizgi Roman Eğimi Projesi
Uygulama Yeri: Metris T1 Cezaevi
Hedef Kitle: Erkek Tutuklular
Kapsadığı Dönem: Mayıs – Eylül 2012
Kurumun Adı: Aralık Derneği ve CISST

Proje Özeti:

“Dalgın Sular” adlı çizgi roman dergi ekibi, 2012 yılında Metris Cezaevi’nde 5 ay süren bir “eğitim programı” yürüttü. Projenin ana hedefi, genç tutuklulara dışarı çıktıklarında kendilerine geçim kaynağı oluşturabilecek bir “mesleki birikim” kazandırabilmekti. Eğitim programının içeriği; yazı, çizim ve bilgisayarlı grafik atölyelerinden oluşturulmuştu. Yazı ve çizim atölyeleri sonunda, cezaevlerinde proje dâhilindeki atölyelere devam eden katılımcıların, dergiye “ürün vererek katılması” amaçlanmıştı.

Katılımcılara “Dalgın Sular” çizgi romanın konusunun “ölülerin dirildiği bir fantastik dünyada yaşanan olaylar” olduğu açıklandı. Böyle bir konunun, gençlerin kendi geçmişleri ile “sembolik düzeyde yüzleşmesi” açısından önemli bir fırsat sunacağı düşünüldü.

Projenin Sunuluşu:

Aralık Derneği, 2011 yılında ceza infaz sistemi içinde yer alan, eğitim olanaklarından göreli olarak “yoksun kalmış çocuklara” yönelik kapsamlı bir çalışma projesi tasarladı. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) destek ve önerisiyle çalışmaya, Metris Gençlik Cezaevi’ndeki 18-21 yaş arası erkek tutuklularla başlanmasına karar verildi.

Proje etkinlikleri, Dalgın Sular dergi ekibinin projeyi tanıtmak amacıyla Metris Cezaevi’ni ziyaretiyle başladı. Tanıtım toplantısında yapılan bilgilendirme sonucunda cezaevi yönetimi tarafından kursa katılmak üzere 22 öğrenci belirlendi. Proje atölyelerinin sadece hobi niteliği taşımadığı, atölyeye katılacak öğrencilerin tahliye olduklarında çıkacak çizgi roman dergisinde “yetenekleri doğrultusunda yazmaya veya çizmeye nasıl devam edebilecekleri”  anlatıldı.

Eğitim Süreci

Atölyeler, katılımcıların birbirlerini tanıma, ortak bir üretim sürecini paylaşabilme, duygularını ifade edebilme ve yapılan işler üzerinde konuşarak aralarındaki iletişimi kuvvetlendirmeye yönelik tasarlanmıştı.
Yazı ve çizim atölyesi kapsamında Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında haftada birer kere olmak üzere toplamda 20 ders yapıldı. İlk derse katılım 16 kişi idi, süreç içinde 5’e indi. 6 kişi ya tahliye edildi ya da hüküm giyip Metris Cezaevi’nden ayrıldı. Çizim atölyesi, akademik desen eğitiminin en temel çalışması olan “çizgi çalışmaları” ile başladı. Daha sonra cansız nesneler, yatay-dikey biçimler, oran-orantı ve kompozisyon konuları üzerinde duruldu. Figür çizimleri için beden çalışmaları, baş ve portre detayları üzerine çalışmalar yapıldı. Çizim atölyesi için tutuklu öğrencilerin eksik kaldıkları gözlemlendi.
Yapılan çalışmalar, tutukluların en çok kendi memleketleriyle ilgili hikâye yazmak istediklerini ortaya koymuştur. Tutukluların daha çok “dilenciler, engelliler, romanlar, kimsesizler…” gibi toplumun “dezavantajlı” diyebileceğimiz grupları ile ilgili konularda yazıp çizmek istedikleri tespit edilmiştir.

Sonuç:

“Dalgın Sular” projesi çizgi roman dergi ekibinin 5 ay yürüttüğü yazı ve resim atölyesinin katılımcı sayısı, gerek tahliyeler ve gerek sevkler sebebi ile süreç içinde 22 kişiden 4 kişiye düştü. Yapılan çalışmalar sonucunda, “tutuklu” cezaevinde “Dalgın Sular” projesinde olduğu gibi “süreklilik” arz eden çalışmaların çok güç olduğu, neredeyse “imkânsızlaştığı” gözlemlenmiştir. Bu güçlük, sadece tahliye veya sevk durumlarında değil, eğitim sürecinin kendisinde de yaşanmıştır.

Mahkeme sonuçlarına odaklanan gençler, bir dergi çalışmasına ürün vermeye yönelik atölyelere aktif katılım gösterememektedirler. Öğrencilerin, daha çok sıkıntılarını hafifletmeye yönelik çalışmalarına ve “hobi faaliyetlerine” ihtiyaç duydukları eğitmenlerimizce tespit edilmiştir. Dalgın Sular projesi dahilindeki atölyeler ise, sadece hobi edinmeye yönelik çalışmalar değil, bunun yanında “tutuklu” öğrencilerin dergiye “ürün vererek katılmalarını” da hedefleyen çalışmalardır. Bu durumda, proje çalışmalarına tutuklularla değil de “hükümlülerle” devam edilmesi çok daha uygun görülmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda “CISST ve Aralık Derneği” olarak 9 ay sürmesini öngördüğümüz “Dalgın Sular çizgi roman projesi resim ve yazı atölyeleri”ne, 5. ayın sonunda son vermeyi uygun gördük. Dalgın Sular kolektif üretimi, ilerleyen dönemlerde özellikle “hükümlülerle” çalışmayı hedeflemektedir.

“Dalgın Sular Projesi Çizim ve Hikaye Atölyesi”
(Zafer Kıraç, İskender Savaşır, Ayşe Görür, Fırat Bingöl)
Aralık Derneği ve CISST, 2012

8 Kasım 2013 Cuma

"Dalgın Sular" Proje Tanıtım Sergisi, 2012


Sosyal sorumluluk projesi için omuz omuza vermiş bir grup sanatçı,  Mart-Nisan 2012 tarihleri arasında Asfalt Art Gallery ve RenArt Sanat Galerisi’nde izleyiciye sunulan “Dalgın Sular” sergisinde bir araya geldi. Serginin ortak teması, İstanbul'un geçmiş karşısındaki unutkanlığı ve geçmişiyle birlikte yaşama gayreti idi. Sergi aynı zamanda Aralık Derneği'nden İskender Savaşır'ın çağrısıyla başlayan “Dalgın Sular Projesi”nin ilk tanıtım faaliyetiydi.
Sanatçılar: 
Komet
Raziye Kubat
Fırat Bingöl
Gökhan Deniz
Banu Muratlı
Deniz Aktaş
Mediha Aşkın
Deniz Çimen
Çağla Göksu
Fatoş Karadağ
Nebahat Karyağdı


RenArt Sanat Galerisi (8 Mart - 23 Mart 2012)
Akkavak Sok. Ardı Apt. No:34 2/3   Nişantaşı / İstanbul
Asfalt Art Gallery  (29 Mart – 25 Nisan 2012)
Bahariye Cad. Canan Sok. Azeri Apt. No:51/1 (Süreyya Operası arka sokağı)   Kadıköy/İstanbul


Dalgın Sular / Moody Waters
Proje Sahibi: İskender Savaşır
Proje Koordinatörü: Ayşe Görür

29 Ekim 2013 Salı

Dalgın Sular’da Yedi Uyurlar: Hain, Maksi, Dion Kimdir?



Hıristiyanlıktaki “Yedi Uyurlar” efsanesi ile İslamiyet’teki “Ashab-ı Kehf” inanışı arasında bütünlük vardır. Her iki anlatıda da Yedi Uyurlar, “Tevhit” yani Allah’ın birliğine iman etmişlerdir. Dalgın Sular’ın anlatı evreni, her ne kadar “fantastik bir evren” olsa da, geçmiş-şimdi ve gelecek ekseninde “tarihsel gerçekliğin” bilgilerinden beslenmektedir. Teolojik ve tarihi metinlerde, Yedi Uyurlar ikinci defa uyanmazlar. 

Dalgın Sular evreninde ise Yedi Uyurlar, 7. yüzyıldaki ikinci uyanışları ile İslamiyet’i benimsemiş kişiler olarak “anlatı evrenine” dâhil edilmiştir. Dalgın Sular anlatısında ilk uyuyanlar, altı kişidir. İkinci uyanışlarında kendilerine İslamiyet’i tanıtan kişi ile yedi olmuşlardır. Üçüncü uyanışları ise, 14. yüzyılda gerçekleşir. Dalgın Sular anlatısının ilk sayılarında yedi uyurdan sadece üçü, karakter olarak belirginleşmiştir. Bu üç karakter: en büyükleri olan Hadrianus, bir küçüğü Dion ve ortanca Maksi’dir. Dalgın Sular anlatısında henüz kişilik özellikleri, serüvenlerini geliştirilmemiş ve kolektif üretime açık “dört uyurlar” daha bulunmaktadır. 

İkinci Uyanış

İkinci uyanış, 7. yüzyılda Emeviler’in İstanbul’u kuşatması sırasında, Efes’te gerçekleşir. Mağarada uyuyan altı kişi uyanırlar, dışarıdaki ezan sesini duyarlar ve bir çobanla karşılaşırlar. Çoban, onlara Kur’an’dan bahseder. Kur’an bilgisi ve ezanın anlamı ile kendi “Tevhit” inanışları arasındaki benzerliği gören altı uyur, hemen “Müslüman” olurlar. Daha sonra bu altı kişi, çobanı ve köpeği Kıtmır’i de yanlarına alıp, tekrar uykuya çekilirler. İkinci uyanışlarından onlara katılan çoban, belirgin bir şekilde Keloğlan’ı anımsatmaktadır.

Doku Yırtılınca Uyanırlar

Dalgın Sular’da zamanın dokusu ne zaman yırtılsa, Yedi Uyurlar uyanmaktadır. Onlar, zamanın dokusundaki yırtılmayı düzenlemek, kargaşayı engellemek için Hızır ve Gece Kraliçesi ile işbirliğine giderler. Fakat farklı kimlikleri ve özellikleri olan Yedi Uyurlar, kargaşaya karşı mücadele ederken, nasıl hareket etmeleri gerektiğinin kesin bilgisine sahip değildirler.

Dion (Dionysos)

Dion, karmaşık bir kimliktir. Dionysos’un fizik üstü gücü, zamanın kutbu olmasıdır. Her ne kadar kendisini, yetisini ve geçmişini bilmese de zamanın dokusunda oluşan her yırtılma sonrası yaşanan çatışma ve şiddet, onun yaşam alanı çevresinde şekillenir. Dion, hangi zamanda uyanır ise, kendini o zamanın bir kişiliği sanmaktadır. Her uyanışında geçmişini unutup, kendine yeni kimlik yaratmaktadır. Bizim anlatımızda, Hun imparatoru Atilla’nın İstanbul’u işgal etmesini engelleyen Dion’dur. Dion, 13. yüzyılda Bizans sarayında “Kralın Soytası” dır. 1980’lerde meydana gelen zamanın dokusundaki yırtılma sonrasında Dion, Ali isimli bir kunduracı olarak belirir.

Hain (Hadrianus)

Hadrianus’un gücü, savaşçılığıdır, fiziksel üstünlüğüdür ama aynı zamanda insani zaafları, tutkuları yoğundur. Hadrianus’un “Hain” ismi, Maksi’yi bir kadın için gece yarısı yolda bırakmasından gelmektedir. Nerede şiddet, ölüm ve isyan var ise; Hain orada belirmektedir. 13. yüzyıldaki üçüncü uyanışı sonrasında Bizans askeri olan Hain, Haçlı Seferleri’ne katılır. Hain, İznik’te Gece kraliçesi ile karşılaşır ve Gece Kraliçesi ile Hain, o gece birlikte olurlar. Gece Kraliçesi, zamanın dokusundaki nizam için kendisi ile birlikte çalışmasını ister; Hain bunu kabul eder ama bir şartı vardır. Bu anlaşmaya göre Hain, zamanın içinde ne zaman uyanacağını, ne zaman dirileceğini kendi bilecek, seçecektir ve anlaşırlar.
Hain’in bir sonraki görünümü, 1850’lerde Abhazya’dır. Şiddetin ve isyanın merkezine yönelen Hain, Şeyh Şamil’in askerlerine katılır; birlikte isyan mücadelesi verirler. Bir gün Hain, ormanda bir diğer Dalgın Sular karakteri Gupse (bebeğini satan kadın) ile karşılaşır. Hain ilk görüşte Ahbaz güzeline âşık olur ve o gece ormanda birlikte olurlar. Daha sonra Hain bilmez ama Gupse’den bir oğlu olur ve böylece Yedi Uyurlar, ürüyerek insan soyağacına katılmış olur.

Maksi (Maximianus)
Maksi, Yedi Uyurlar’ın ortancasıdır.. Maksi’nin yeteneği, insanların geçmişini okuyabilmesidir. Maksi, ikilem ve belirsizlikiçinde yaşamaktadır. Üçüncü uyanışları sonrasında Hadrianus ile birlikte Bizans askeri, savaşçısı olmuştur. 1980’lerdeki Haliç vakaları sonrasında Maksi, yeni kurulan “Getto” yaşam alanındadırBir yandan ÖKGE adına düzenin asayişi için çalışmak isterken; diğer yandan Dirilenler’in haklı olabileceğini düşünmektedir.  Bu ikilem içinde Maksi, yavaş yavaş Hamlet’e dönüşür. 

25 Ekim 2013 Cuma

ÖKGE, Yusuf, Alp, Arkadaş Kimdir?


ÖKGE: Özel Kent Güvenlik Ekibi

Fantastik evrenimiz içinde ÖKGE, "devlet aklı"nın 1980'lerdeki yeni bir yapılanması. ÖKGE'nin asıl kuruluş amacı, turizm sektörünün düzenini sağlamak ama 80’lerdeki Haliç olayı ile zamanın dokusundaki yırtılmanın gizlenmesi görevi, ÖKGE'ye verilmiş. ÖKGE, gizli ve açık eylemlerindeki sert müdahaleleri nedeniyle, halk tarafından alaycı bir tutumla “Ökkeşler” diye anılmakta. ÖKGE, İstanbul’da vuku bulan “ölümden" dirilenleri, “Getto” adı verilen bir gösteri alanında toplayıp, şehir yaşamına-sisteme dâhil etmeye çalışır. Fakat bu turistik amaç, kısa zamanda "patlama" ile karşılaşacaktır.
ÖKGE'ye dair bir eskiz

ÖKGE’nin yönetim kadrosundaki karakterlerin kişilikleri ve geçmişleri ise, onların “devlet aklı” içindeki eylemlerini muğlak kılacaktır. “Dirilenler” vakaları ile bizde devlet bürokrasisinden üç kişi ile tanışırız:  Alp Akman, Yusuf Bey, Arkadaş…

Alp Akman

Babasını üç yaşında kaybettikten sonra, annesi ile amcasının yanına sığındı. Babasının neden öldüğünü kimse ona anlatmadı, kendisi de pek sorup araştırmadı. İlkokulu bitirdikten sonra Ankara Koleji’ni burslu olarak okudu. Kolej yıllarında zengin çocukların yanında burslu okumanın ezikliğini yaşadı. İstediği okulu, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi.  

Mezun olduğunda ÖKGE yeni kurulmuştu, hemen başvurdu. Kısa zamanda, zekâsı ve çalışkanlığı ile ÖKGE’de yükseldi. Zamanın dokusunun yırtıldığı 1980’lerde, geleceğin “genel müdür adayları” arasında gösterilen "genç bir amir" olmuştu.

Alp öfkeli. Hem dirilenlere, hem "kolej çocuğu" gibi gördüğü Yusuf Bey'e öfkeli! Devlet aklının gizlenmeyi gerektirdiğini düşünüyor! 

Yusuf Bey

Yusuf Bey, ÖKGE'nin başındaki kişi. Kendisini “liberal muhafazakâr” diye tanımlamaya çalışıyor. Bu tanımlamanın derinliklerinde, kendisinin dahi nüfuz edemediği "aile tarihi" ile olan karmaşık ilişkisi aşikâr. Geçmişini hem örtmeye, hem de ifade etmeye çalışıyor. Saydamlığa, barış içinde bir arada yaşamaya inanıyor. Dalgın Sular'in bir başka karakteri Gupse ile kan bağı var.

Olaylarla ilgisinin derecesini belki hiçbir zaman kavrayamayacak! Kendisi kadar, onu önceleyen "Yusuf" adlı diğer atalarının hikâyeleri de Dalgın Sular’a zemin teşkil edecek.


Arkadaş

Onu herkes “Arkadaş Bey” diye biliyor, oysa kendisi resmiyete düşkün biri değil. Arkadaş, ikisinden de yaşlı, Yusuf Bey'in hocası... Devlet memuru değil, danışman. Her zaman bulunduğu konumla kendisi arasında bir mesafe bırakmayı, gizliliği esas almış. Geleceğin siyası kadroları ile ilişkilerini derinleştirmiş ama resmi hiçbir görev kabul etmemiş.

1970’lerin sıcak siyasal ortamında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ders vermiş. Yusuf Bey ile o sırada öğrenci iken tanışmış. Arkadaş, daha sonra Yusuf Bey’in ÖKGE’ye atanmasında ön ayak olmuş. 

Arkadaş Bey, bir danışman. O, yılların entelektüel birikimiyle yaklaştığı olayları estetize etmeden duramıyor. "Danışmanlık” onun zaman zaman iş olarak yaptığı bir şey değil, adeta kişiliğinin temel ifadesi... 

23 Ekim 2013 Çarşamba

Dalgın Sular / Sürgünlerin İzinde / Nani - 2012

Dalgın Sular’ın 2012 yılındaki etkinlikleri içerisinde diğer bir "karşılaşma" sanatçı Raziye Kubat ile gerçekleşti. "Kafkas Sürgünü" teması üzerine etkinlik gerçekleştiren sanatçı, hem bir "dalgın sular anlatısı" hem de linotip (baskı muşamba) atölyesi düzenledi. Ortaya çıkan video görsel ve atölye ürünleri "Sürgünlerin İzinde/Nani" çalışması adıyla, Adapazarı Kafkas Kültür Derneği tarafından düzenlenen "Kefken Çerkes Sürgünü Anma Etkinliği" çerçevesinde sergilendi.
Raziye Kubat - Sürgünlerin İzinde/Nani
Raziye Kubat, linotip baskı atölyesi, Adapazarı, 2012
çocuklar linotip atölyesinde üretirken, Adapazarı, 2012

çocuklar linotip atölyesinde, Adapazarı, 2012

"Dalgın Sular / dergi ve sosyal sorumlukluk projeleri kapsamında verilen eğitim serüvenine eşlikte, yolum Adapazarı'nda Abhaz halkıyla buluştu. "Sürgünlerin İzinde / Nani" çalışması aynı zamanda yeni başladığım başka bir projenin de bir parçasıdır.
Bu video, zorla göçe ve vazgeçişe maruz bırakılmış tüm halklara ve insanadır.
Şiir: Bagrat Şinkuba 
Raziye Kubat"


22 Ekim 2013 Salı

Dalgın Sular’da Ne Oldu?


Dalgın Sular’ın ne olduğunu anlatmak kadar, kast edileni, burada yapılmaya çalışılanı anlatmak da kolay olmuyor. İlk tohumlar 1980’lerde atılmıştı, “Defter çevresi” diye anılacak arkadaşların iş sonrası muhabbet meclislerinde… Ardından hikâyeler gelirdi. Birinin başladığı hikayeyi bir başkası sürdürür, bazen hikaye ertesi akşam kaldığı yerden devam eder, bazen unutulurdu.

Zamanla bu anlatı ve evreni unutulmaya yüz tuttu. Ta ki, 2012 Aralık ayının geç bir akşam saatine kadar…

Bastırılmış olanın geri dönüşü

Psikanalizin imkanları üzerine verdiğim derslerden birini akşamında, iki genç arkadaşa bu hikayelerden söz ettim. Hayal bile edemezdim o akşam konuşulanların buralara varacağını… Mart ayına gelindiğinde, “proje” diye anılan bir eylem ve doksan kişiyi bulan bir grup ortaya çıkmıştı. Bu dönemde içinde şöyle bir metin oluşturmuştuk:
“Bu projede, Yahya Kemal’den esinlenerek “dalgın sular” diye adlandırılmış bir anlatı evreni, resim ve öykülerle var edilmeye çalışılacaktır. Haliç’in geçmişini “kusmakta” olduğu anlaşılacak; İstanbul tamamen geçmişiyle iç içe geçmiş bir hayat sürmeye başlayacaktır.”

Sergiler

Aralarında üslup, öğreti bilirliği olmayan, sırf bu projenin heyecanı ile bir araya gelmiş 11 sanatçı ile Mart – Nisan aylarında “Dalgın Sular” tanıtım sergileri açıldı. İlk sergi Nişantaşı’nda Galeri Atölye’de, ikinci sergi ise Kadıköy’de Galeri Asfalt’da gerçekleşti.

Metris

İlk evrelerde sıkça başvurduğumuz kavram, Latife Tekin’in 1980’lerde terimleştirdiği “yoksulların enerjisi” kavramıydı. Bu arada hem eğitim vermeyi, hem de birlikte çalışmayı hedeflediğimiz bu kesimlere nasıl ulaşacağımızı düşünüyorduk.
Projeye katılan arkadaşlar arasında cezaevlerinde çalışmış kişilerin bulunması ve CİSST (Cezaevleri ve İnfaz Sisteminde Sivil Toplum) Derneği’nin verdiği katkı, bizi ilk olarak cezaevlerinde çalışmaya yöneltti. Bir açıdan bakıldığında 2012 yılı Mayıs - Eylül ayları arasında Metris Cezaevi’nde sürdürülen çalışma başarısız oldu. Dergide kullanılabilecek türden hikaye ya da çizimlerin üretilmesini sağlayamadık. Bugünden baktığımda bu başarısızlığın esas nedenin, mahkûmlarla değil, tutuklularla çalışmak olduğunu düşünüyorum. Mahkûmiyetleri kesinleşmemiş tutukluların, uzun vadeli kazanım projesine motivasyonları düşük oluyor.

Dalgın Sular göç yollarında: Adapazarı

Adapazarı, bütün şehir halkı, çok yakın geçmişe dair bir travmanın anısıyla nasıl başa çıkabileceğinin yolunu arıyor. Deprem nasıl hatırlanacak, hangi izleri silinecek, hangileri korunacak?
Ekip olarak, bir süre sonra Adapazarı’nın "Dalgın Sular evreni" için çok elverişli bir ortam sağladığını fark ettik: Sürgün ve göç deneyimleri… Enka Okulları öğrencileri, Dalgın Sular'ın fantastik karakteri Gupse’nin (bebeğini satan kadın) 1840’da Abhazya’dan başlayıp, İstanbul - Beyazıt’a kadar süren "sürgün" hikayesini yarattılar.
Dalgın Sular’ın İstanbul’daki iki tanıtım sergisinden sonra, projeyi destekleyen ilk ürün Adapazarı’nda oluştu. Abhaz Dernekleri ve Adapazarı Kafkas Kültür Derneği’nin katkıları ile sanatçı Raziye Kubat’ın gerçekleştirdiği linotip (muşamba baskı) atölyesi ve "Sürgünlerin İzinde/Nani" çalışması, Kefken ""Çerkes Sürgünü Anma Etkinliği" çerçevesinde sergilendi.
"Sürgünlerin İzinde/Nani"  - Raziye Kubat, Linol Gravür, 2012

Yıkılan mahallelerden ütopyaya – Ayazma Mahallesi

Küçükçekmece’deki "Ayazma Mahallesi" kentsel dönüşümün ilk kurbanlarından biriydi, yıkım kararı 2004 yılında alındı. Evlerini kaybeden mahalle sakinleri, çadırlarda yaşamaya zorlandı; daha sonra 2008’de çadırları da yıkıldı. Dalgın Sular'ın ilk cildinin ana gövde hikayesini Ayazma Mahallesi ve çocukları oluşturdu. Onların fantastik hikayeleri; başka türlü de olabilecek bir hayata dair ipuçları, izleri taşıyor.

Tohumlar ve Tasavvurlar

Ekilmiş ve yeşereceği umulan tohumlar var: Eylül 2012’ye kadar Nişantaşı’ndaki "Aralık Derneği" projeye ev sahipliği yaptı, Eylül ayında Karaköy’de Dalgın Sular ofisi açıldı. Ofis, Eylül 2013’de Kadıköy’e taşındı.


Karaköy'deki ofis için bir açılış yapmak ve bunu bir performans ile renklendirmek kimin aklına geldi, hatırlamıyorum. Kendimi provalar sırasında koreograflık etmeye yeltenir, açılış gecesinde "meddahlık" ederken bulmaya ne kadar hazırdım, bilmiyorum.


O geceden bu yana Dalgın Sular, bir performans grubuna kavuştu. Bu performans grubunun bir ayağı, Dalgın Sular hikayesi üzerinden Adapazarı Enka Okulları Tiyatro kulübü içerisinde çalışmalarını bir oyun üzerinden devam ettiriyor.
Derginin bugüne kadar ki faaliyetleri için, Abhaz Federasyonu ve Kafkas Kültür Derneği dışında hiçbir "resmi yardım" almayı başaramadık. Oysa daha yola çıkarken, başta belediyeler olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların bu heyecanı paylaşacağını ummuştuk, geriye heyecan kaldı. Bizi bugüne taşıyan, ortak “derlenmiş” heyecanların toplamı… Bu ortak heyecanın başka türlü kaynaklardan beslenmesi gerekiyor. Bilindiği gibi, marifet iltifata tabidir.

Sonuç yerine Adapazarı by night

Kişisel olan nerede bitiyor, kolektif olan nerede başlıyor? Bir yıldan uzun bir süre önce çalışma arkadaşlarımızdan bazıları ile paylaştığım bir mektup:

“Adapazarı… şimdi de ben bir an için çok fazla ve içli konuşabilir miyim? Cumartesi gecesi bir an vardı… Paraya dair endişelerin, benim heyecanıma, yaratıcılığıma, enerjime dair aldığım bütün iltifatların, teşhirciliğime, uçuk-kaçıklığıma, romantizmime dair aldığım tüm eleştirilerin uğultusunun dindiği bir an oldu. Gece yarısına doğru “Adapazarı by night” yapmak üzere bir yürüyüşe çıktım. O zaman anladım ki, yorgunluğumun o an içime dolan duyguyu hissetmeme izin verecek kadar dinmesini beklemek için uyanık kalmam gerekiyormuş.
Projeye başladığımdan beri ilk defa, bir iyiliğe vesile oluyor olduğumun duygusunu iliklerime kadar hissettim. Gün boyu bana anlatılmış Kafkas sürgün hikayeleri, ölü çocuğunu denize atmamaları için ona ninni söylemeye devam eden annenin ninnisi, o ninniyi Abhazca okuyan yüz yaşındaki adamın yüz ifadesi, orada toplanmış insanların enerjisi, huysuzlukları, Metris cezaevi müdürünün heyecanlı yüz ifadesi, daha tanımadığım suçlu gençlerin yüzleri, Dedemin masalları, hepsi ama hepsi bir an için önümde, etrafımda toplandılar. “Hah işte!” dedim, “logos dediğimiz de bu derleme, zaten libido da onun öbür adı… Hakikat de bu.” Evet, gözlerim bu noktada dolmuştu…”

Zaman zaman hala hissedebildiğim, benim için hala gücünü koruyan bir imge… Buna rağmen bugün baktığımda biraz yanıltıcı buluyorum, mutluluğu hatta hakikati öyle bir anla özdeşleştirmeyi. Tarifler ne olursa olsun, kendimizi ortak bir hikayeye yerleştirebildiğimiz ölçüde her şey çok daha keyifli olacak.

Murat İskender Savaşır

20 Ekim 2013 Pazar

Dalgın Sular: Modernizm Sohbetleri


Etkinlik Takvimi: Her Salı, saat: 19:30 
(22 Ekim 2013 – 1 Ocak 2014 tarihleri arasında)
Eğitmen: İskender Savaşır


22 Ekim’de başlayıp yıl sonuna kadar sürdürülecek olan Modernizm Sohbetleri’nde ağırlıklı olarak görsel sanatlar üzerinde durulacaksa da, sık sık diğer sanatlara, siyasal olaylara ve sanatsal olan ile tarihsel olan arasındaki ilişkiye de değinilecektir. Her bir oturumun, kendi başına izlenebilir bir bütün oluşturması için özen gösterilecektir. Bu anlamda tekil, ara katılımlar mümkündür.
İzlenim: Gün Doğumu - C. Monet

Etkinlik dizisinde Romantizm, İzlenimcilik, Dışavurumculuk v.b. gibi bir çok akımın; Modernizm ile arasındaki ilişki incelenecektir. Modern sanat denilince ilk akla gelen; Goya, Monet, Van Gogh, Picasso, Klee, Munch v.b. sanatçıların eserleri, anlatının görsel malzemelerini oluşturacak ve bu bağlamda tarihi-güncel olaylar üzerinden modernite tartışılacaktır.

18 Ekim 2013 Cuma

Basında "Dalgın Sular" - 2013


Taraf Gazetesi - "Dalgın Sularda Oyuna Davet"


İskender Savaşır ve ekibi Ayazma, Adapazarı ve Metris Cezaevi'nde yaptıkları atölyelerden yola çıkarak haftalık bir çizgi roman dergisi hazırladılar: Dalgın Sular
haber: Tuğba Tekerek - 31.05.2013

Taraf Gazetesi 





Taraf gazetesi "Etraf" eki:  Dalgın suya bir çiz, göreceksin


Onlarca insan farklı atölyelerde "geçmişten birilerini diriltikleri" hikayeler yazıyor. Hikayeler daha sonra çizgi romana dönüşüp Dalgın Sular'ın fantastik evreninde bir araya geliyor. Aynı zamanda bir geçmişle barışma projesi olan Dalgın Sular dergisinin şimdiye kadar üç sayısı çıktı.
haber: Seçil Altınışık - 20.07.2013

Taraf gazetesi "Etraf"


"Düz bir hikaye yazmıyoruz biz"

Taraf gazetesi "Etraf"



Radikal Kitap: Başlangıçta sadece karanlık vardı


İskender Savaşır'ın önderliğinde bir grup yazar ve çizerin deprem, göç mağduru ve tutuklu gençlerle birlikte başladıkları "Dalgın Sular" projesi, şimdi çizgi roman olarak raflardaki yerini aldı. 28.06.2013
Radikal Kitap


Hürriyet Daily News: Dalgın Sular Brings Life To Graphic Novel


Dalgın Sular, Turkey's first collective comic book or graphic novel project, brings together dozens of amateur and professional writers, illustrators and contributors of all kinds. Initiated by writer and poet İskender Savaşır, Dalgın Sular was established to create a communication and rehabilitation platform for traumatized children and young people, using comic books as a vehicle.
haber: Emrah Güler - 26.08.2013

Hürriyet Daily News


Akşam gazetesi: Çizgiyle isyan, çizgiyle terapi


Geçmişten gelip günümüz hayatına karışan insanlar... Deprem ve kentsel dönüşüm bölgelerine uzana fantastik hikayeler... Psikolog İskender Savaşı'ın öncülük ettiği "Dalgın Sular" adlı çizgi roman çalışması, Türkiye'nin farklı yerlerindeki "risk gruplarının" ortak çabasıyla yürütülen orjinal bir proje...
haber: Eyüp Tatlıpınar- 27.07.2013


Akşam gazetesi

Psikeart Dergisi - Dalgın Sular: Her yer Haliç, her yer diriliş


"Gezi, izini kaybettiğimiz imkanı diriltip bizim gözümüze soktu, kamu denen yerin ve müşterek olanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Dalgın Sular'in hedefi tam da böyle bir şey."
Psikeart Dergisi "Uzlaşma" başlıklı Eylül sayısı, söyleşi: Tuncay Gürhan, 01.09.20133


Psikeart dergisi "Uzlaşma" sayısı

Psikeart dergisi